Connect with us

Akışkan Transferi

Katı partikül içerikli akışkanlara yönelik eşsiz dispersiyon çözümler

Yayın Tarihi:

on

Dispersiyon birbiriyle karışmayan/neredeyse hiç karışmayan ve kimyasal bağ oluşturmayan en az iki maddenin karıştırılmasıdır. Dağınık faz olarak da adlandırılan dispersiyon aşaması esnasında madde, maksimum incelikte başka bir maddeyle dispers edilir. Bu sayede heterojen bir karışım meydana getirilir. Farklı katı cisimler içeren akışkan türleri oldukça çeşitlidir: kremler, losyonlar, çamur, boya, portakal suyu vb. LEWA, özel tasarım valflere sahip diyaframlı dozaj pompaları ile katı partikül içeren akışkanlara optimal çözümler sunmaktadır.

 Dispersiyon esnasında katı cisim birikmesi, valfin tamamiyle kapanmasına engel oluşturabilmektedir. Bu durumda akışkan aralıktan geri akış sağlayabilir. Valfin çok az aralanması durumunda ise aralıktan daha büyük boyuta sahip katı partiküller geçiş sağlayamaz.  

Katı partikül, düşük velositelerde valflerin ölü alanlarında tortulaşabilir. Bunun sonucunda düzensiz debi, aşınmada artış, basınç kaybı, düşük debi ve pompa arızası meydana gelir.

LEWA diyaframlı dozaj pompalarının, dispersiyon işlemine yönelik sunduğu bazı çözümler:
  • Pompa kafasındaki farklı malzeme birleşimler sayesinde farklı dispersiyonların sorunsuz transferi sağlanır
  • Hermetik sızdırmazlık: Yabancı cisim giremez
  • Abrasif dispersiyonlara uygun
  • Aerodinamik
  • Yüksek viskoziteli akışkanlarda basınç kaybına karşıt hareket oluşturulur, yeterli sıvı dozajlanması ve hacimsel debi sağlanır
  • LEWA intellidrive, emme strokunun uzatılmasına olanak tanır, böylece pompa farklı viskozitelere uyum sağlar
  • Pompa hızı kullanıcı gereksinimine göre ayarlanabilir
  • Soğuk ve sıcak akışkanlara uygunluk
  • Sıcak sıvı ile ısıtılmış pompa kafaları
  • Ürün, dozajlama işleminde gerilmez: Akışkanda segregasyon meydana gelmez.  

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin ve web portallarının editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Akışkan Transferi

Akışkan gücünü kontrol etmenin tarihi

Yayın Tarihi:

on

Hidrolik ve pnömatik sistemler bir bütün olarak akışkan gücü sistemlerini oluştururlar.

Hidrolik, akışkan gücü mekanik özelliklerini inceleyen bilim dalına verilen isimdir. Kelime, Fransızca, “su basıncı ile çalışan mekanizma, fizikte sıvılar mekaniği” anlamına gelen “hydraulique” sözcüğünden dilimize yerleşmiştir. Sözcüğün Fransızcaya ise Eski Yunancadan; “su basıncı ile çalışan bir tür müzik makinası” anlamındaki “ʰydraulikón órganon (ὑδραυλικόν όργανον) sözcüklerinden girdiği kabul edilmektedir. Bu sözcük Eski Yunanca “su” anlamındaki “ʰýdōr ὕδωρ” ile “boru” anlamındaki “aulós αυλός” sözcüklerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. (1)

Pnömatik kelimesi ise havanın özelliklerini, hareketlerini ve davranışını inceleyen bir bilim dalı olmanın yanında; sıkıştırılmış hava ve gaz gücü ile çalışan iş elemanlarının (silindirler ve motorlar) ve kumanda elemanlarının (valfler) çalıştırılmalarında gerekli olan endüstriyel uygulamaları kapsayan bir tabirdir. Pnömatik terimini kökeni Yunancadaki “nefes almak” anlamındaki “pneuma” sözcüğüdür. (2)

Hidrolikte sıkıştırılması mümkün olmayan akışkan gücü ile yani yağ ve su gibi akışkanlarla enerji iletimi sağlanırken; pnömatikte sıkıştırılabilir akışkan gücü yani hava ve gaz gibi akışkanlarla iletim sağlanmaktadır. Hidrolik sistemlerin kullanılmasıyla çok büyük enerji sağlanabilirken; pnömatik sistemler, sıkıştırılmış akışkanlardan istifade ettiklerinden, nispeten daha düşük kuvvetler elde edilmek için kullanılırlar.

Tarih boyunca insanlar hidrolik enerjiden çok çeşitli şekillerde istifade etmişlerdir. Antik çağlardan bu yana insanlar akarsuların enerjisinden, değirmeni döndürmek ya da ağır yükleri bir yerden bir yere taşımak için istifade etmişlerdir. İnsanlık tarihinin ve medeniyetin gelişimi içerisinde bilim insanlarının ortaya koyduğu yeni prensiplerle bu alanda pek çok ilerleme kaydedilmiştir. Dairesel ve doğrusal hareketlerin üretilmesi için ortaya çıkan yeni fikirler ve yapılan bilimsel çalışmalar günümüzün modern sistemlerine varan yolu açmıştır.

Teknolojinin ilerlemesi ve gelişmesine paralel olarak hidroliğin ifade ettiği anlam da değişime uğramıştır. Hidrolik sistemlerin temel prensipleri artık istenilen debi ve basınçta enerjinin elde edilmesi, bu enerjinin kontrol edilmesi ve iletilmesini ifade eder hale gelmiştir.

Teorik ve tarihi açıdan modern hidroliğin temelleri 17. yüzyılın ortalarında Fransız Fizikçi Blaise Pascal tarafından, kendi adı ile anılan Pascal Yasası ile atılmıştır. Pascal Yasası; bir kaptaki sıvının serbest yüzeyine uygulanan basıncın, sıvının temas ettiği tüm yüzeylerde, eşit oranda bir basınç yaratacağı esasını ortaya koymuştur.

Pascal Yasası’ndan yaklaşık bir asır sonra Matematikçi Daniel Bernoulli, yine kendi adıyla anılan yeni bir prensip ortaya koymuştur: Bernoulli İlkesi. Bernoulli İlkesi’ne göre; sürtünme olmaksızın süren bir akış boyunca, hızda gerçekleşen bir artış, aynı anda ya basınçta ya da akışkanın potansiyel enerjisinde azalmaya neden olacaktır.

Bütün bunlar yine yaklaşık bir yüzyıl daha sonra (1850) İngiliz Sanayi Devrimi ile uygulama alanı bulmuş ve birçok sanayi uygulamasında kullanılmaya başlanmıştır.

Bugün anladığımız anlamda modern ilk hidrolik uygulamasının, 1906 yılında Amerikan savaş gemisi USS Virginia’nın top namlusu yönlendirmesinde basınçlı yağ kullanılması ile başladığını söylemek doğru olacaktır. Daha sonra sızdırmazlık elemanları konusunda ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ile hidrolik hızla gelişmeye başlamış; 1926 yılında ABD’de ilk hidrolik güç ünitesi imal edilmiştir. 1926 yılında Harry Vickers’in pilot kumandalı emniyet valfini icadı ile devam eden gelişmeler İkinci Dünya Savaşı ile çok önemli gelişmeler kaydetmiş; 1950 yılında Mercier Hidrolik aküyü, Moog MIT de 1958 yılında elektrohidrolik servovalfi icat ederek bugün bildiğimiz tüm hidrolik devre elemanları kullanılmaya başlanmıştır.

Hidrolik sistemler esas olarak; yüksek güç yoğunluğu, nispeten düşük enerji sarfiyatı, enerji depolama kabiliyeti, hassas hareket, yumuşak ve kademesiz hareket kabiliyeti; aşırı yüklere karşı güvenli, darbesiz, kuvvet ve torku sabit tutma kabiliyeti ile; genelde kapalı ve korunmuş bir sistem olmaları dolayısıyla makine imalat sanayiinde halen çok önemli görevler üstlenmeye devam etmektedirler.

Pnömatik sistemlerin geçmişi ise biraz daha eskilere uzanmakta, MÖ 2500 yıllarında madencilik ve metalurji sektöründe kullanılan hava körüğünü ilk pnömatik uygulama olarak ifade edebiliriz. Pnömatik, eski Yunancada rüzgâr veya nefes alma anlamlarına gelen Pnuema kelimesinden türetilmiştir.

Pnömatiği, endüstriyel tanım olarak gaz basıncı ile çalışan sistemlerin hareket ve kontrolünü sağlayan sanayi dalı olarak ifade edebiliriz. İlk pnömatik uygulamalar 19. yüzyılın ortalarında başlamış olmakla beraber; bugün anladığımız anlamda geniş çaplı uygulamalar 20. yüzyılın ortalarında itibaren başlamıştır.

Türkiye’de ise 1960’lı yıllara kadar yedek parça temini ve tamiratı olarak yürüyen bu sektör; 1970’li yıllardan sonra hidrolik ve pnömatik elemanların üretilmesi olarak da gelişmeye başlamış ve bugün üretimle birlikte büyük ölçüde proje hizmeti veren bir yapıya bürünmüştür.

  1. Etimolojikturkce.com, https://www.etimolojiturkce.com/kelime/hidrolik
  2. Akder.org, http://www.akder.org/tr/makale/250-pnoematik-nedir
Devamını Oku

Akışkan Transferi

Cascade (çağlayan) tip degazör kubbeli besi suyu tankı uygulaması

Yayın Tarihi:

on

Ersun GÜRKAN
Ayvaz, ARI-Armaturen Türkiye Ürün Müdürü

Degazör kubbeli besi suyu tankı, döndürülen kondensin ve beslenen taze suyun içindeki O2 ve CO2’in atmosfere atılması gerekliliği sonucu ortaya çıkmış bir tasarımdır. Oksijen gazı boru hattı içinde korozyona yol açarken ve karbondioksit ise karbonik asit oluşumuna yol açarak pH seviyesinin düşmesine neden olmaktadır. Suyun içinde çözünmüş bu gazların, suyun açık buhar ile 102-105°C arası sıcaklığa ısıtılması sonucu en verimli şekilde suyun içinden ayrılarak atmosfere doğru yükseldiği gözlemlenmiştir. Degazör kubbesi içindeki saptırıcı parçalar ve delikli dairesel plakalar ile bir çağlayan gibi akıtılan su içindeki gazların sudan ayrılması kolaylaştırılmaktadır.

Taze besi suyu beslemesi, AYVAZ KP01-3R oransal seviye elektrodunun su seviyesine göre kontrol vanasına 4-20mA sinyal ile komuta etmesi yoluyla ayarlanır. Eğer kondens dönüşünden fazla miktarda kondens gelir ve tank seviyesi yükselirse, taşma borusuna bağlanan ARI-CONA S BR631 şamandıralı buhar kapanı tahliyeyi gerçekleştirir. Seviyenin yükselmesini engellemekteki diğer bir amaç ise ısıtılmış suyun flaş buhara dönüşmesini engellemektir.

Kubbe üzerindeki kesme vanasının açıklık oranı ayarlanarak ideal miktarda gazın atmosfere çıkışı sağlanabilir. Ayrıca besi suyu tankı üzerindeki vakum kırıcı olarak kullanılan çek vananın üzerine konik bir şapka monte ederek dış ortamda çalışma durumunda kir ve su birikmesini engellenebilir.

Besi suyu tankı üzerindeki emniyet ventilinin açma basıncı 0,5 bar olarak ayarlanır. Bunun nedeni 0,5 bar üzeri basınç ile çalışan tankların basınçlı kaplar yönetmeliğine tabi olmasıdır. Emniyet ventilinin çıkış borusunun altına bir damlama hattı konulması tavsiye edilir.

Isıtma için kullanılacak buhar hattı basıncı 0,2 bar-g’ye düşürülerek degazör kubbesine bağlanır. Burada ARI-PREDU doğrudan tesirli basınç düşürücü ile tek kademede azami giriş basıncı 10 bar-g’den 0,2 bar-g çıkış basıncına düşürülebilir. Gelen buhar hattına buhar seperatörü eklenmesinin nedeni buharı kurutarak ARI-PREDU basınç düşürücünün daha uzun hizmet ömrüne sahip olmasıdır. Buhar seperatörü altına konulan buhar kapanı kesinlikle şamandıralı tip olmalıdır. Seperatör kondens cebinin altına kör flanş konması en ucuz ve uygun çözümdür. Eğer bir boşaltma vanası konursa, bu vana kullanım sıklığı yüksek ise kısa süre içinde zarar görecek ve kaçıracaktır. Çünkü karbon çelik boru içinde sürekli olarak korozyon parçaları oluşarak kondens cebine dolmaktadır. Sistem durdurulduğunda kör flanş sökülerek temizliğin yapılması uygundur.

Buhar hatlarında kullanılan pislik tutucuların elek kısmı 90° çevrilmiş olarak bize veya aksi istikamete bakmalıdır. Bu şekildeki montaj, kondens cebi ve koç darbesi oluşumunu engeller.

ARI-PREDU basınç düşürücünün kontrol hattındaki dengeleme kabı boru hattı ile aynı seviyede olmalıdır. Besi suyu tankı içindeki suyun açık buhar ile ısıtılması için termostatik vana kullanılabilir. ARI-TEMPTROL BR771/772 ürününde belirlenen çapa uygun termostat ile oransal sıcaklık kontrolü 1-2°C sapma ile sağlanabilir. Unutulmamalıdır ki buhar ile sıcaklık kontrolü yapılan herhangi bir vanaya ıslak buhar beslemesi yapılması vananın hizmet ömrünü kısaltır. Bu nedenle kontrol vanası öncesinde buhar separatörü veya kondens cebi yer almalıdır. Buhar için branşman, her zaman borunun üst kısmından alınır. Sistem durduğunda dik boru kondens sütunu oluşturur. Tekrar sistem devreye girdiğinde buhar girişi ile beraber kondens cebi ve buhar kapanı varsa kondens tahliye edilir, aksi takdirde termal koç darbesi oluşur ve vana hasar görebilir.

Devamını Oku

Akışkan Transferi

Yeni nesil IoT proses kontrol sensörleri

Yayın Tarihi:

on

Omron’un yeni E8FC Akış sensörleri ve E8PC Basınç sensörleri, farklı sıvılar ve gazların kullanıldığı endüstriyel işlemlerin kontrolü için yeni nesil çözümler sunuyor.
Bu benzersiz teknolojiyle ana akış veya basınç parametreleri çift izlemeye tabi tutulur. Bu teknoloji aynı zamanda sıcaklığı kontrol eder, parlak renkte görsel sinyaller ile işlem anomalilerini bildirerek önceden öngörülmelerini sağlar ve kolayca görülebilir siyah beyaz organik gösterge üzerinde doğru parametrelerin hatasız şekilde okunmasına olanak tanır.
Ayrıca, IO-Link haberleşme standardı COM3’ün yüksek hızı sayesinde bu sensörler, izlenen sistemin durumunu aktarmanın yanı sıra kendi kendine tanıdan elde edilen verileri ve parametreleri tespit edebilir.
Akış ve basınç kontrolüne yönelik E8FC/E8PC sensörleri, Omron’un “Dikey Entegrasyon Konsepti”ni tamamlamada atılmış bir diğer adımdır. Bu konsept, otomasyon piramidinin en alt seviyesinden izlenmiş işlem verilerinin aktarılmasını ve ayar parametrelerinin en üst seviyesinden aşağıdaki her bir sensöre aktarılmasını sağlar.
Yeni E8FC sensörleri, kalıp ve kaynak makinelerinde soğutma sıvısı anomalilerinden kaynaklanan ani duraklama ve arızaları önlemek için otomotiv endüstrisinde kullanılabilir. Ayrıca, hidrolik basıncın hassas bir şekilde izlenmesi sayesinde yeni E8PC, farklı türde pres makinelerinde veya CNC gibi gelişmiş makine ile işleme merkezlerinde ya da farklı merkezlerde baskı ve işlem kusurlarını önlemek için uygulanabilir.
Otomotiv endüstrisi için uygun olan bu teknolojiden farklı diğer endüstriler de faydalanabilir. Bunlar arasında hem üretim süreci boyunca hem de nihai üründe büyük zarara yol açabilecek bir işlem hatası veya anomalisini tespit etmeye önem veren endüstriler sayılabilir. Yeni E8FC/E8PC, bu sorunları önceden öngörmek ve bildirmek için etkili bir çözüm olarak kullanılabilir.

Devamını Oku
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com