Connect with us

Endüstri 4.0

Üretimin geleceği dijital fabrikalar

Yayın Tarihi:

on

“Evden uzaya” kadar çok sayıda sektörde ileri teknoloji çözümleriyle öne çıkan Mitsubishi Electric, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) iş birliğiyle düzenlediği webinar serisinde sektör profesyonelleri ve öğrencilerle buluştu. İşletmelerin üretim hatlarının dijitalleşmesini ve bu sayede akıllı üretime geçmelerini sağlayan Mitsubishi Electric, “Dijital Fabrikalar Zamanı” konseptiyle hayata geçirilen online seminerlerde “Gömülü Bilgisayar Sistemleri”, “Robotlar” ve “Akıllı PLC’ler” başlıklı konularla ilgili güncel gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri Bölümü Ürün Yönetimi ve İş Geliştirme Kıdemli Müdürü Tolga Bizel’in gerçekleştirdiği sunumlar, katılımcılar tarafından yoğun ilgi gördü. 

Türkiye’de sanayiciler ve alt yapı projeleri için iddialı bir çözüm ortağı olduğu dijital dönüşüm alanında önemli yatırımlar ve çalışmalar hayata geçiren Mitsubishi Electric, pandemi döneminde paydaşlarıyla olan iletişimini dijital platformlar üzerinden sürdürmeye devam ediyor. Mitsubishi Electric, son olarak TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) iş birliğiyle “Dijital Fabrikalar Zamanı” konseptli webinar serisi düzenledi. Mitsubishi Electric Türkiye Fabrika Otomasyon Sistemleri Bölümü Ürün Yönetimi ve İş Geliştirme Kıdemli Müdürü Tolga Bizel; program kapsamında “Gömülü Bilgisayar Sistemleri”, “Robotlar” ve “Akıllı PLC’ler” başlıklı sunumları gerçekleştirdi. 

Sanayi 4.0’a yanıtı olan dijital fabrika konsepti e-F@ctory ile üreticilerin küresel rekabette öne çıkmasına imkân tanıyan Mitsubishi Electric; webinar serisinde dijital dönüşümün bugünü, geleceği ve markanın inovatif teknolojilerini katılımcılarla paylaştı.  

Mitsubishi Electric gömülü bilgisayar sistemleriyle üretime anlık cevap veriyor

“Gömülü Bilgisayar Sistemleri” başlıklı seminerlerde IT sistemleriyle üretim katmanı arasındaki bir sistemi ifade eden gömülü bilgisayar sistemlerini anlatan Tolga Bizel, Mitsubishi Electric’in bu alanda yaptığı çalışmalar hakkında detayları paylaştı. Bizel, mevcut durumda hem sürecin uzun olması hem de server maliyetinden dolayı fabrika otomasyonu alanında faaliyet gösteren her şirketin kendine özel ortak bir haberleşme ağı protokolü geliştirdiğini söyleyerek şu bilgileri verdi: “Bu haberleşme protokolü sayesinde haberleşme gerçek zamanlı ve yerinde yapılabiliyor. Yeni çalışmalarla, üretim alanındaki bilgilerin ve farklı makinelerdeki dataların toplanması ve model üretim ağına taşınmasıyla gerçek zamanlı tanı yapılarak analizi mümkün hale geliyor. Birçok farklı makineden gelen bilginin analizi yapılabiliyor ve sonraki katmanda kullanılabiliyor. Örneğin; akım, gerilim, nem, sıcaklık gibi veriler toplanıyor, kullanılabilecek şekilde sıralama yapılabiliyor ya da istenen bilgi çıkarılabiliyor. Böylece gerçek zamanlı veri kullanıma hazır hale geliyor. Ürün ile üretim hattının ağacının ve veri modelinin çıkarılması, hem üretimin kesintisiz şekilde devam etmesine hem de iş akışına anlık cevap verilebilmesine imkân sağlıyor. Mitsubishi Electric olarak verilerin ve datanın toplanarak anlık olarak işlenmesi konusunda sertifika anlaşmalarımız var. Bizim sistemimizde, datanın toplanması ve fabrika içindeki gömülü bir bilgisayarda işlenerek anlamlı hale getirilmesi mümkün oluyor, bu da maliyet ve iş sürecinde büyük tasarruf sağlıyor.” 

e-F@ctory altyapısı sayesinde robotlar diğer ürünlerle de haberleşebiliyorlar

Teknolojik çözümleriyle Türk sanayisine geleceğin dijital fabrikalarını bugünden kurabilme imkânı tanıyan Mitsubishi Electric’in robotik uygulamaları hakkında bilgi veren Tolga Bizel, dijital dönüşüm çağında makinelerin çevrelerinde olup bitenleri anlayabilecek ve birbirleriyle internet protokolleri aracılığıyla iletişim kurabilecek duruma geldiklerini söyledi. Mitsubishi Electric’in bu yeni endüstri evresine e-F@ctory konseptiyle yanıt verdiğini söyleyen Bizel, bu altyapı içinde robotların çok önemli bir rol oynadığını vurgulayarak şunları söyledi: “Günümüzde robotlar arası veri transferi giderek hızlanıyor ve birbirleriyle konuşabilen ileri robot teknolojileri sayesinde robotlar artık kendi kendilerini daha detaylı ve koordineli olarak kontrol edebiliyor. Bugün e-F@ctory altyapısı sayesinde robotlar üretim hattındaki diğer ürünlerle de haberleşebiliyorlar ve bilgileri insan kontrolünden bağımsız olarak hem kendi aralarında hem de fabrikayı kontrol eden ana sistemle paylaşıp verimliliği artırmak için hazır durumdalar. e-F@ctory konseptinde fabrika otomasyonunda yer alan tüm ürünler birbirleriyle entegre ve açık bir mimari ile çalışıyor.”

Yeni nesil, yüksek performanslı robotlar

Gelişmiş ve esnek üretimi daha basit bir yaklaşımla sunan “Yeni Nesil Üretim”in altını çizen MELFA FR Serisi robotlar hakkında da bilgi veren Tolga Bizel, şunları söyledi: “MELFA FR Serisi robotlar, robot bakım maliyetlerini minimum düzeyde tutmak için tasarlandı. Eşsiz mekanik tasarımıyla bakım periyodlarının uzun olduğu bu robot serisinin AI tabanlı kestirimci bakım fonksiyonuyla birleştirilmesi, planlı veya beklenmedik arızaları azaltarak üretim süresini önemli düzeyde artırıyor. MELFA SafePlus ise güvenli, iş birliğine dayalı çalışma uygulamalarına sahip ve robotlarla insanların, yüksek hız ve yüksek performans sunarken aynı zamanda yüksek seviyelerde güvenlik içinde birlikte çalışmasına olanak sağlıyor.”

Akıllı PLC’ler ile hızlı ve senkronize haberleşme 

Mitsubishi Electric’in tasarım, üretim ve bakım konusundaki uzmanlığını “Akıllı PLC’ler” başlığıyla anlatan Tolga Bizel, markanın dünyanın en büyük kompakt PLC üreticisi, aynı zamanda sayılı servo ve invertör sistemleri üreticilerinden biri olduğunu söyledi. Bizel ayrıca; “Mitsubishi Electric, sektörde hızlı bir haberleşme altyapısına sahip az sayıdaki firmadan biri. Kesintisiz iletişim avantajı sağlayan çözümlerimiz, Marmaray gibi çok önemli projelerde de kullanılıyor. Ürünlerin arıza oranını yavaşlatan Akıllı PLC’ler, özellikle senkronize olarak çalışması gereken tesislerde çok hızlı çalışarak büyük bir avantaj sağlıyor. Invertörlere kolayca bağlanan Akıllı PLC’ler, ek fonksiyonlarla genişletilebildiği gibi basit kurgularla da çalışabiliyor. Akıllı PLC çözümlerimiz, çok geniş bir ürün ailesiyle hızlı ve kesintisiz şekilde haberleşiyor ve anlık raporları gönderiyor. Gıda, enerji üretim santrali, su arıtma tesisi ya da ahşap doğrama gibi birbirinden farklı alanlarda faaliyet gösteren fabrikaların ihtiyaçlarına uygun hazır fonksiyonlar ve çok hızlı algoritmalarla cevap veriyoruz. Son zamanda, Türkiye’de öncü otomotiv markalarıyla da e-F@ctory kapsamında çalışmalar yapmaya başladık” açıklamasında bulundu.

“Eğitime katkıyı sürdüreceğiz”

Türkiye’de 17 üniversitede sistemlerini öğrencilerle buluşturduklarını ve yedi üniversitede robotlarının bulunduğunu söyleyen Tolga Bizel, bu sayının artırılması için çalıştıklarını söyleyerek mühendislerle öğrencileri bir araya getirdikleri çalışmalarla da eğitime ve insan kaynaklarına katkı sağlamayı sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin ve web portallarının editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Endüstri 4.0

Devridaim makineleri ve sahtekârlık

Yayın Tarihi:

on

“Asrın buluşu. Yaşamımızı da kökünden değiştirecek buluş”. “Garajında icat ettiği makineyle fizik yasalarını alt üst etti”. “Emekli öğretmenin geliştirdiği kendi kendine çalışan motor”. “Suyla çalışan araba geliştirildi”. “Uçak mühendisinin tek başına geliştirdiği havayla çalışan uçak tasarımı uluslararası ilgi gördü”. “NASA’dan teklif aldı ama o, buluşunun vatanında kalmasını yeğledi”… Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bu tür haberler ara sıra medyaya konu olmayı başarır. Hatta bu türden haberler önemli bilimsel kurumların adı kullanılarak ve saygın kişilerin katılımı sağlanarak bir ciddiyet havası içinde medyanın ilgi odağı olabiliyor. 

Tabii ki bu zarif sahtekârlık kokan cümleler sadece bilim dünyasında kurulmaz; günümüzde hala zihinlerde canlı olan “Çiftlik Bank”, “Sahte Bal” üreticileri ve “Bu ürünü deponuza koyun yakıt tasarrufu elde edin” gibi örneklerle birçok alanda bu sahtekârlık devam etmekte. Bu “yiğit” insanlar ürün tanıtımlarında ülkenin önde gelen üniversitelerinden alınan “Onay” belgelerini televizyon programlarında çekinmeden gösterirler. Aslında çekinmelerine gerekte yok, çünkü bu belgelerin çoğu üniversitelerin verdiği olumsuz belgelerdir ve kişinin istediği şey de tam olarak budur; yani kurumun antetli raporudur, bu raporun olumlu olmayacağını kendisi de bilir (ki ekranlarda gösterilen belgelerde kurum amblemi dışında pek bir şey okunmaz)… Tüm bunların kök nedeni insanın yeme-içme gibi doğal bağımlılık seviyesindeki bir ihtiyacından; “inanma isteği”nden kaynaklanır. Aşk, din, sahtekârlık bu güdü üzerinden yükselir. Ama biz akşam eve rahat gidebilmek için bu işin sadece bilim tarafını ele alalım.

Bilim insanoğlunun yöntemli bir şekilde evreni anlama çabasıdır. Mutlak bir gerçekten daha çok yanlışlığı kanıtlanabilir, sınanabilir bilginin peşindedir. Yani doğruluğu kanıtlanamıyorsa yanlışlığının kanıtlanması büyük bir başarı, hatta doğruluğunun dolaylı olarak sınanması gibidir, bu yöntemi en çok matematikçiler kullanır çünkü soyut çalışırlar, tüm iş ekipmanları kâğıt ve kalemdir. Bilginin üretilmesinde bilim insanlarının kişisel duygu ve zaaflarının etkisi en aza indirilmeye çalışılır, çünkü bilimde “bence” yoktur.

Dünyanın enerji sorununu kökten çözecek ucuz yöntemler ve makineler bulma çabası, geçmiş yüzyıllarda birçok bilim insanını meşgul etti. Devridaim makinesi fiziksel anlamda dışarıdan enerji alımına gerek duymadan kendi kendine sonsuza dek hareket eden kuramsal bir makine demektir. Bugünkü genel kullanımı çerçevesinde tanımı biraz daraltacak olursak, devridaim makinesi, dışarıdan hiçbir enerjiye (yakıt, ısı, hareket vb.) gereksinim duymaksızın, kullanılabilir hareket ya da elektrik enerjisi üretip dışarıya aktaran bir makinedir. Sistem bir miktar enerji verilerek harekete geçirildikten sonra hiçbir zaman enerjiye gereksinim duymaz ve sonsuza dek durmadan enerji üretir. Böylesine büyük vaatleri ve sonuçları olan, insanoğlunun enerji sorununu kökten çözecek bir buluş yapma düşü, tarih boyunca insanların ilgisini çekti. Bilinen en eski devridaim makinesi, 1150 yılında Hintli matematikçi ve gökbilimci Bhaskara’nın geliştirdiği bir çark sistemidir. 

20. yüzyıldaysa bu tür araştırmalar ve uğraşlar daha çok amatör araştırmacıların ilgi alanı oldu; hâlâ da olmakta. Ne yazık ki konunun toplumun gözündeki çekiciliği ve vaat ettiği getirilerin büyüklüğü, birçok bilim dışı insan ve bunlardan çıkar uman kişiler için de bitmez tükenmez bir hazine olarak görülüp kötüye kullanılıyor. Geliştirilen devridaim makinelerinin teknik ayrıntıları çok karmaşık olabilir; mekanik, elektrik, elektromanyetik, kimyasal işlemler kullanılmış olabilir ya da çok başvurulan bir yöntem olarak “gizlilik ilkesi” ne sığınarak teknik ayrıntılar açıklanmamış olabilir.

Orta çağdan günümüze kadar bu konuda ortaya atılan düşüncelerin ve başarılı olduğu ileri sürülen makinelerin sayısı binlercedir. Hatta bu konuda alınan patent sayısı da yüzlercedir. Günümüzde bile dünyada elinde tasarımlarıyla ya da garajında kurduğu makinelerle patent ofislerinin, bilimsel araştırma merkezlerinin ve medya kuruluşlarının kapılarını aşındıran birçok mucit vardır. Farklı ilkelerle çalışan bu binlerce icadın tek bir ortak özelliği vardır: Hiçbiri uygulamada başarılı olamamıştır. Eğer biri bile başarılı olsaydı, bugün daha farklı bir dünyada yaşıyor olurduk.

Başarısız olmalarının nedeni, biraz temel fizik bilgisi olanlar için çok açıktır. Devridaim makineleri, kuramsal olarak termodinamik yasalarıyla çelişir. Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin korunumudur ve bize şunu söyler: Enerji bir biçimden bir başkasına dönüşse de toplam enerji her zaman sabittir; enerji yok edilemez, yoktan var edilemez. Enerji doğada değişik biçimlerde bulunur: Isı (termal), hareket (kinetik), elektrik, manyetik, ışık (elektromanyetik), kimyasal, nükleer ve yerçekimi potansiyel enerjisi gibi. Bütün doğal olaylarda ve kullandığımız makinelerde enerji bir biçimden başka bir biçime dönüşür. Hidroelektrik santraller suyun potansiyel enerjisini önce hareket(kinetik), sonra da elektrik enerjisine dönüştürür. Araba motorları benzindeki kimyasal enerjiyi hareket enerjisine çevirir. Başlangıçta 100 birim enerji varsa, en sonda da değişik biçimlerdeki enerjinin toplamı 100 birimdir. Bir alet geliştirip 100 verip 101 almak olanaksızdır. Devridaim makinelerinin ihlal ettiği bir başka temel fizik kuramı termodinamiğin ikinci yasası olan entropidir. Bütün doğal olaylarda düzensizlik (entropi) artar. Örneğin dağın tepesinde duran bir taşın, yerçekimi potansiyel enerjisi vardır. Taş vadiye yuvarlandığında bu enerji önce hareket (kinetik) enerjisine dönüşür. Taş hareketsiz duruma ulaştığında sürtünme ve çarpmalardan dolayı bütün enerji artık ısı enerjisine dönüşmüştür. Başlangıçtaki yerçekimi potansiyel enerjisi 100 birimse, son durumda çevreye yayılmış olan ısı enerjisi de 100 birim olur. Bu termodinamiğin birinci yasasıdır. İkinci yasanın öngördüğüyse taşın yuvarlanmasının yönüyle ilgilidir. Taş kendiliğinden vadiye yuvarlanır ve durur. Düzensizlik artmıştır ve bu doğaldır. Ama hiçbir şekilde çevredeki ısı taşta yeniden toplanıp taşı ilk bulunduğu noktaya çıkaramaz. Vadinin dibindeki taş ve çevreye yayılmış ısı durumu, dağın tepesinde duran taşa göre daha düzensiz bir durumdur. Bütün doğal olaylar daha düzensiz bir duruma doğru akar. Kendiliğinden dağa çıkan bir taş görmememizin fiziksel açıklaması budur. Tabii ki esnek bir düzenek kurup (trambolin gibi) düşen taşı, kendi enerjisiyle geriye fırlatmasını sağlayabiliriz. Ama ne kadar mükemmel bir düzenek kurarsak kuralım, fazladan enerji harcanmadan 100 m’den düşen taş yeniden 100 m’ye ulaşamaz. Yani %100 verimli bir makine hiç bir zaman yapılamaz. Kullanılabilir enerji her zaman azalır. Bu teknolojik bir problem değil, bir fizik yasasıdır. Termodinamiğin birinci yasası, “başta 100 birim toplam enerji varsa sonda da 100 birim vardır” der. İkinci yasaysa “başlangıçta 100 birim yararlı enerji varsa, son durumda bu miktar 100 birimden kesinlikle az olacaktır” der.

 İşin felsefesi ise Termodinamiğin ikinci yasasında şunu der; evren bir bütün halinde ölüyor. Bu yasa bir bakıma Yaratıcının varlığını ve evrenin sonunun geleceğini kanıtlar…

 Bilim insanları ne kadar uyarırsa uyarsın, yüzyıllardır süregelen devridaim makinesi yapmaya çalışanlar, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle daha karmaşık düzenekler ve daha ileri teknolojili modellerle ortaya çıkmayı sürdürecektir. Bildiğimiz kadarıyla dünyada çalışan tek devridaim makinesi, patent ofislerinin dönen kapılarıdır: Bu kapılar, hiçbir enerji gerektirmeden, devridaim makinesi icat ettiğini ileri sürenler sayesinde sonsuza kadar dönmeye devam edecek gibi görünüyor.

Kaynakça:

  1. R.Tanel, 2006, Termo. İkinci Yasası ve Entropi K. Ö. İ. Ö. Y. E. İ., İzmir, Dokuz Eylül Üni.
  2. M.Guillen(PH.D), 2001,  Dünyayı Değ.B.D., Ankara, Tübitak P.B.K.
  3. Y.Ekinci, Doç.Dr.(İsviçre Federal Tek. Ens., Zürih), 70, 12-2008, Ankara, BTD.
Devamını Oku

Endüstri 4.0

Elektrik nasıl evcilleştirildi?

Yayın Tarihi:

on

Geçen sayıda elektriği daha iyi anlayabilmek için bazı kavramları açıklayacağımızı söylemiştik, bunu yapacağız. Ancak bunu biraz daha geriden başlayarak yapalım. Öncelikle fizikçilerin elektrikte kullandıkları “Alan” kavramını açıklayalım, çünkü bu alan bildiğimiz alanlardan farklı, birimi metrekare değil.

Alan Nedir?

Alan, yükler tarafından yüklerin etraflarında oluşan ve yüklerin karakterine göre ve yükten uzaklığa bağlı olarak (ayrıca yüklerin hareketine de bağlı olarak) değişen ve yüklerin birbirlerine olan etkilerini, bu etkilerin ve yönünü açıklamak için ortaya konmuş bir kavramdır. Ne de çok karmaşık bir tanım oldu, biraz basitleştirelim; Alana, sadece yükün karakterini gösterebilme yetisi denir. Fizikçiler, yüklerin arasında bir şey olmaksızın birbirlerini nasıl etkilediklerini göstermek için bu kavramı uydurdular ve tuttu. O kadar tuttu ki, bu kavram madde kadar gerçek bir kimliğe bile büründü. Daha sonra fizikçiler gördü ki; alan, enerji ve momentum taşıyabilmekteydi. İşte bu özellik alanı madde ve enerji kadar gerçek yapmakta. Fizikçiler “Alan” kavramının sonradan bu kadar gerçek olacağını bilselerdi muhtemelen daha afili bir terim ortaya atarlardı.

Fizikçiler madde ve enerji arasında nasıl bir bağ kuruyorlarsa, madde ve alan arasında da bir o kadar yakın bağ kurdular. Hatta bazı fizikçiler kendilerini alamayıp bu “alan”ı maddenin beşinci hali olarak kabul etti.

Elektrik, manyetik veya elektromanyetik alandaki değişimler ışık hızıyla değişir. Bir yükün alanının etkileri sonsuzda dahi görülür. Alan etkisi, yüklü parçacıklardan olan uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. Yani, etki 1/R2    ile azalır. Alan kavramı bizim için o kadar önemlidir ki, sadece bu kavramla cisimler arasında olan uzaktan etkileşimleri anlaşılabilir. Alan kavramı hala kafanızda canlanmadıysa tedirgin olmayın; diğer konuları anlatırken bu kavram daha da iyi anlaşılacak.

Elektrik Alanı

Bir plastiği kazağınıza sürttüğünüzde gevşek durumdaki elektronlar birinden diğerine doğru yol alır. Hangi yönde gittikleri önemli değildir, zaten bu tam net de değildir. Ancak yönünün olması önemlidir, zaten Elektrik Alan E vektörü ile gösterilir. Vektör demek yön demektir, bunu hepimiz biliriz. Burada önemli olan plastik ve kazağın elektrikle yüklenmesidir. Şimdi yüklü durumdaki plastiği küçük bir kâğıt parçasına yaklaştırırsanız elektrik kuvvetin etkisiyle balona yapışacaktır.

Fizikçiler, bir elektrik yükünün havaya/uzaya doğru uzanan görünmez bir elektrik alanının olduğunu söylerler. Kâğıt parçası kendini bu alanda bulursa yüke doğru yönelir. Havadaki atomlardan elektronları söküp alan ve yıldırım içindeki elektron çığına yol açan o karşı konulamaz güç işte bu “alan”dır. Hatta gök gürültülü bir fırtınadaki elektrik alanı, saç ve tüylerinizin diklenmesine neden olur. Aklınızda bulunsun, kapalı bir günde bunları hissederseniz kendinizi dümdüz yere atın, yıldırımın eli kulağındadır, muhtemelen hedefi de sizsinizdir. 

Yazının devamını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Devamını Oku

Endüstri 4.0

Nedir bu elektrik?

Yayın Tarihi:

on

Kent yaşamı, tarihsel ve toplumsal koşullar açısından genel bir kavram olmasına rağmen farklılıkları ve özgünlükleri de ihtiva eden bir yapıya işaret etmektedir. Bu, söz konusu yaşam birimlerine verilen ve değişik anlamlara gelen isimlendirmelerde de görülmektedir. Bu doğrultuda kent, uygarlık anlamında, Yunanca’da polis, Fransızca’da cite, Arapça’da medine; Almanca’da kale ya da oturma alanı anlamında burgh ya da borough; Latince’de ise yurttaşlık anlamında urbs ve civitas; kelimeleriyle isimlendirilmiştir. Sanayi Devrimi, tarımın keşfedildiği ve yeni aletlerle ziraatın başladığı Cilalı Taş Devri’nden beri süren (kent) yaşam biçiminden hâlâ imkân ve sınırlarını bulmaya çalıştığımız yeni yaşam biçimine geçişin adı; ilk ve en mühim adımıydı. Sanayi Devrimi, insanları tarlalarından; binlerce yıllık yaşam tecrübelerinden ve alışkanlıklarından uzaklaştırıp yepyeni bir döneme geçmeye mecbur kıldı. Belki de buhar makineleriyle sembolize edilebilecek bu yeni dönem, köklü teknolojik gelişmelerle desteklendi. Hem pratik buluşlar ardı ardına piyasaya sürüldü hem de sistemli araştırmalar olağanüstü bir hızla neticelenerek hayata dâhil oldu. Kömür-çelik sanayiinin gelişimi, demiryollarının ülkelerin içlerine kadar ilerlemesi, buharlı gemilerin okyanuslara açılması, elektrik teknolojisindeki gelişmeler, telgrafın keşfiyle haberleşme alanındaki gelişmeler ve elektrik ışığının evlere girmesi hep bu dönemdeydi. İnsanların yerine cansız güç kaynağı makineyi koyan bu dönemde, makinelerin hızlı, düzenli, şaşmaz ve yorulmaz performansları insanın bir günde yapabileceği işin kat kat fazlasını yapabiliyordu. Böylelikle verimde çok büyük artışlar sağlanmıştı. Bu devrede artık tarımla uğraşan nüfusun yerini de makineler almaya başlamıştı…

Her yeni icat ve bulunan araç, yeni sanayilerin kurulmasını zorunlu kılıyordu. Örneğin otomobil için tekerlek gerekiyor, tekerlek için kauçuk ve lastik alanında devrim niteliğinde değişimler yaşanıyordu. Sanayi alanları böylesine çoğaldıkça eski yapım yöntemleri değişiyor; ustaların şahsi işlerinin yerini makinelerin standart ve seri üretimi alıyor; bu da herkesin aynı saatte işe başladığı ve işini belirli saatlerde sürdürdüğü fabrikaların önlenemez yükselişini devam ettiriyordu. Daha fazla mekanik güç, daha fazla üretilmiş mal, daha fazla ulaştırma, daha çok tüketici, daha çok satıcı ve daha büyük firmalar doğuran bu dönem, elbette daha büyük kentleri de oluşturacaktı.

Yazının devamını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com