Connect with us

SU VE ATIKSU YÖNETİMİ

COVID-19’un su ve atıksu yönetimine etkileri

Yayın Tarihi:

on

Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi, COVID-19’un su ve atıksu yönetimine etkilerine dair bir rapor hazırladı ve kamuoyuyla paylaştı.

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından yayınlanan raporda pandeminin durdurulması, halk sağlığına etkilerinin azaltılması ve ortadan kaldırılması için bir dizi önlemin alınması gereltiği vurgulanırken, bu önlemler arasında “su ve atıksu” yönetimininde büyük önem taşıdığı belirtildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, pandemi ilan edilen ‘SARS-CoV-2 (COVID-19)’ virüsünün; ‘İçme ve Kullanma Suyu Arıtma Tesisleri’, ‘İçme ve Kullanma Suyu Şebekeleri’, ‘Atıksu ve Yağmur Suyu Kanalizasyon Sistemleri’ ile ‘Atıksu Arıtma Tesislerindeki’ olası etkileri, korunma yöntemleri ve alınması gereken tedbirler, Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi tarafından incelenerek değerlendirilmiştir.”

Raporda, atıksularda da virüs tespit edildiği bilgisi paylaşılırken, şunlar belirtildi: “Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü araştırmasına göre, COVID-19 vakalarının Hollanda’da ortaya çıkması ile atıksularda COVID-19 tespit edilmiştir. COVID-19 yeni bir tip virüs olduğu ve bu konuda Türkiye’de henüz bir çalışma yapılmadığı için Dünya sağlık Örgütü (WHO), Amerikan Çevre Koruma Ajansı (EPA), Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü (RIVM), Su Çevre Federasyonu (WEF), Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) vb. uluslararası kuruluşların inceleme, araştırma bulguları ve görüşleri ile daha önce yaşanan SARS ve MERS salgınlarından sonra yapılan araştırmalar ile son üç ayda COVID-19 ile ilgili yapılan çalışmalardan oluşturulan makale ve yayınlar incelenerek referans alınmış ve değerlendirilmiştir. Su Çevre Federasyonu (WEF); COVID-19’un fekal-oral yoldan bulaşabileceğini belirtmiştir. Enfekte olan bazı hastaların, ateş yerine enfeksiyonun erken evrelerinde ishal yaşadıklarını fark edilmesi ile hasta dışkısında yapılan ölçümlerde COVID-19 tespit etmişlerdir. Ancak SARS ve MERS gibi ilgili koronavirüs salgınlarından elde edilen verilere dayanarak COVID-19 virüsünün fekal-oral yoldan bulaşma riskinin düşük olması beklenmektedir. Amerikan Çevre Koruma Ajansı (EPA), çıkış suyu dezenfeksiyon ünitesinden geçen atıksu arıtma tesislerinde; virüslerin ve diğer patojenlerin giderildiğini ve virüsün dezenfeksiyona özellikle duyarlı olduğunu belirtmektedir.

Koronavirüsün; atıksulardan alınan numunelerde doğru ölçümü oldukça zor olup, bu konuda çok az araştırma yapılmıştır. Ancak, Korona virüsün özellikle insan dışkısı ile kanalizasyon sistemine karıştığı bilinmektedir. Yapılan araştırmalar COVID-19 virüsünün yaklaşık dört hafta insan dışkısında canlılığını sürdürebildiğini göstermiştir. Hatta iyileşen hastaların bile bir süre sonra dışkılarında yeniden korona virüs tespit edilmiştir. Bu durumun virüsün insan bağırsak sisteminde tekrar çoğalmasından kaynaklanabileceği tahmin edilmektedir. 

Virüsün Gastroentestinal (mide-bağırsak) sistemden solunum sistemine geçişi ile ilgili bir bulguya rastlanmamıştır. Hijyen şartlarının sağlanamaması ile yayılan virüs, bunun dışında tuvaletlerden, sıhhi tesisat ve havalandırma sistemi hataları nedeniyle de yayılabilmektedir. Sıhhi tesisattaki ve havalandırma sistemindeki hatalar nedeni ile 2003 yılında, Hong-Kong da 50 katlı bir binada SARS koronavirüsün başka dairelere taşınarak bina içinde yayılmasına ve bunun sonucunda 342 kişinin enfekte olmasına, 42 kişinin de ölümüne yol açmıştır. Bu duruma banyolarda suyu boşalmış sifonlar ve doğru projelendirilmemiş havalandırma sistemlerinin neden olduğu tespit edilmiştir. COVID-19 virüsü için de; apartmanlarda arızalı tuvaletlerden yayılması olası riskler olarak değerlendirilmelidir.

Atıksularda; koronavirüs, sıcaklığa ve katı madde miktarına bağlı olarak canlılığını birkaç saatten birkaç güne kadar sürdürebildiği tespit edilmiştir. Çin’de SARS hastalarının tedavi edildiği iki hastane atıksuların da yapılan incelemelerde, koronavirüsün ham atıksu da 20ºC’de 2 gün, 4ºC’de ise 14 gün varlığını koruduğu belirlenmiştir. 

“Klasik Aktif Çamur Prosesinden” oluşan biyolojik arıtma sistemi çıkış suyunda SARS korona virüsüne rastlanmamıştır. Ancak atıksuda bulunan Askıda Katı Maddelerin (AKM) virüse koruma sağladığı tespit edilmiştir. Bu nedenle koronavirüs; ham atıksuda varlığını ön arıtmadan geçmiş atıksuya göre daha fazla koruyabilmektedir. 

İstanbul’da kentsel atıksuların yaklaşık %68’i sadece ön arıtma işleminden sonra biyolojik arıtma işlemine tabii tutulmadan deniz deşarjı ile İstanbul Boğazına ve Marmara denizine iletilmektedir. Kentin denize kıyı semtlerinde bazı noktalarda (restaurant, konut vb.) kaçak deşarjlar nedeni ile özellikle düşük sıcaklık koşullarında aktif koronavirüsün özellikle midyeler ve diğer deniz canlılar tarafından taşınması mümkün olacaktır. Bu konuda atıksu yönetimlerinin; kanalizasyon sistemlerinde ve deniz alıcı ortamında dikkatli bir izleme yapması gerekmektedir. 

İstanbul’da atıksu arıtma tesisi çıkış sularının az da olsa bir kısmı, peyzaj amaçlı bitkilerin sulanmasında kullanılmaktadır. Anadolu’da ise bazı yerleşim yerlerinde, kanalizasyondan doğrudan alınan atıksular sulama amaçlı kullanılmaktadır. Bu durum virüslerin insana taşınmasında önemli risk oluşturmaktadır. Özellikle sulama işleminin fıskiyeler ile yapılması nedeni ile sulama suyunda bulunan virüsler kolaylıkla ortama yayılabilecektir. Bu durum halk sağlığı için tehlike oluşturmakta olup, bu işlemler; su ve atıksu yönetimlerince engellenmelidir.”

Genel değerlendirme

“Su ve atıksu yönetimlerinde çalışan emekçilerin; sağlıklı çalışma koşulları sağlanmalıdır. Atıksu toplama ve iletme sistemleri ile atıksu arıtma sistemleri çalışanları genellikle atıksularda bulunan mikroorganizmaların etkisinde kalmakta ve enfeksiyon ile tehlikeli hastalıklarla karşılaşmaktadır. Atıksu arıtma sistemlerini işleten operatörlerin atıksuların etkisinden korunması amacıyla; sahada güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, mühendislik ve idari kontroller daha sıklıkla yapılarak kişisel koruyucu donanımlar da (KKD) olmak üzere, rutin uygulamaları takip etmeleri sağlanmalıdır.

Salgının yayılmasının ve etkisinden korunmanın en etkili yönteminin kişisel temizlik ve yaşam alanlarının temizliği olarak bilinmektedir. Bu amaç ile suyun kesintisiz ve temiz olarak halkın kullanımına iletilmesi esas olmalıdır. Suyun ücretsiz dağıtımı sağlanarak salgından korunma mücadelesinde halkın eşitliği sağlanmalıdır. Bu işlem borcundan dolayı suya erişimi engellenen bütün herkes için yapılmalıdır.

Atıksu arıtma tesislerinde ve içme suyu arıtma tesislerinde çalışan personelin COVID-19 bulaşma riskini azaltmak için, personelin temasta olduğu yüzeyler uygun dezenfektanlar ile sürekli dezenfekte edilmelidir. Personeller arasındaki sosyal mesafenin korunacağı ve personelin mümkün olduğu kadar az kişi ile temas sağlayacağı bir çalışma düzenine geçilmelidir.”

İçme ve kullanma suyu kullanımı

“Su; arıtma sistemleri merkezi arıtma sistemlerinden dezenfekte edildikten sonra şebekeye verilmektedir. Merkezi su arıtma sistemleri ve şebekelerin de; suların dezenfeksiyonu ile ilgili kontroller daha fazla yapılmalı, konut girişlerinden alınan su numunelerinde kontroller sürekli yapılarak şebekede meydana gelebilecek mikrobiyolojik kirlenme izlenmeli ve bu doğrultuda gerekli tedbirler alınmalıdır.

Merkezi su arıtma sisteminin bulunmadığı yerleşim alanlarında; kaynaktan temin edilen sular mutlaka dezenfekte edilerek kullanılmalıdır. Suyun dezenfeksiyonunda aşağıdaki yöntemler kullanılabilir.

İçme ve kullanma suları ultrafiltrasyon (virüs partikül çapına göre), nanofiltrasyon ve reverse osmos sistemlerinden birinden geçirildikten sonra kullanılabilir.

Ham içme sularının dezenfeksiyonunda Ultraviole (UV) ile dezenfeksiyon yöntemi kullanılabilir. 254 nm UV-C ultraviyole ışık, bakterileri, virüsleri ve diğer zararlı mikroorganizmaların DNA veya RNA’larına zarar vererek inaktive eder. İçme ve kullanma sularının UV ile dezenfeksiyonda, UV ünitesi depodan sonra direk kullanım hattına monte edilmelidir. İçme ve kullanma sularına, sıvı ve gaz kimyasallar ile dezenfeksiyon işlemi yapılabilir. Uygun bir dezenfeksiyon yöntemine erişim yoksa; içme veya kullanma suyu kaynatılarakta dezenfekte edilebilir.”

Atıksu, kanalizasyon ve atıksu arıtma tesisleri

“Ön arıtma işleminden sonra, doğrudan deşarj edilen kentsel atıksular; deşarj noktasından önce içinde 0,2 mg/L serbest klor kalacak şekilde dezenfeksiyon işlemine tabi tutulmalıdır.

Hastaneden kaynaklanan atıksular; kanalizasyon şebekesine verilmeden önce, 10 dakika 10 mg/l klor ile veya 30 dakika 40 mg/l Klordioksit ile temas ettirilerek dezenfeksiyonu sağlanmalıdır. Bu işlemler için otomasyona dayalı izleme yapılabilecek tesisler kurulmalıdır.

Atıksuların dezenfeksiyonunda Ultraviole (UV) ile dezenfeksiyon yöntemi kullanılabilir. 254 nm UV-C ultraviyole ışık bakterileri, virüsleri ve diğer zararlı mikroorganizmaların DNA veya RNA’larına zarar vererek inaktive eder. Arıtılmış atık suların dezenfeksiyonunda, ultraviyole ünitesine girecek suda askıda katı madde miktarının 30 mg/l’den az olması gerekmektedir.

Atıksulara, yaygın olarak sıvı ve gaz kimyasallar ile dezenfeksiyon işlemi yapılabilir. COVID-19 virüsünün; atıksu arıtma tesisi giriş ve çıkışlarındaki varlığı, atıksu kanalizasyon sistemlerindeki varlığının tespiti ile hastalığın yayılım riski korelasyonunun kurulması, COVID-19‘un deniz suyundaki varlığı ve deniz canlılarına etkisi araştırılmalı bu konuda halk sağlığı için bilgilendirilme yapılmalıdır.

Meskun mahallerde açıktan akan kanalizasyon akıntıları veya kanalizasyon hatlarında arıza varsa temas edilmeyip ilgili yerel yönetimlere bilgi verilmelidir.

Peyzaj ve tarım amaçlı bitkilerin sulanmasında; atıksu arıtma tesis çıkış suyu veya doğrudan atıksuların kullanılması ile virüslerin kolaylıkla ortama yayılabileceği dikkate alınarak bu uygulama kesinlikle yapılmamalıdır. Su ve atıksu yönetimleri bu uygulama ile ilgili denetimleri titizlikle yapmalıdır.

Kanalizasyon sistemlerinden alınan atıksu örnekleri sürekli mikrobiyolojik olarak kontrol edilip, hastalık yapma riski olan virüsler, bakteriler ve benzeri biyolojik varlıklar erken dönemde tespit edilerek hastalıkların salgın haline gelmeden kontrol altına alınması sağlanmalıdır. Bu konuda yurtdışında araştırmalar başlamış olup, Ülkemizdeki Su ve Atıksu yönetimleri; Üniversiteler, TMMOB, Tabipler Odası ve diğer paydaşların bu konudaki görüşlerini dikkate alarak gerekli çalışmalar başlatmalıdır.”

 Atıksu konutlardan nasıl uzaklaştırılmalı?

“Konutlarda ve diğer ortak yaşam alanlarında, banyo ve tuvaletler gibi ortak havalandırma boşluğu kullanılan yerlerde havalandırmanın sadece dışarı yönlü gerçekleştiği kontrol edilmelidir. Dışarıya doğru akım oluşmuyorsa değiştirilmeli veya gerekli olmadıkça kapalı tutulmalıdır.

Konutlarda ve diğer ortak yaşam alanlarında, banyo ve tuvaletler; Sodyum Hipoklorit (çamaşır suyu yaklaşık %5 sodyum hipoklorit içerir), hidrojen peroksit vb. kimyasallar (su ile seyreltildikten sonra) ile düzenli olarak dezenfekte edilmeli, sifon çekilmeden önce klozet kapağı kapalı tutulmalıdır. Klor ile dezenfeksiyonun hemen ardından klozet kapağı kapatılıp klor temasının sağlanması amacıyla 10 dk. bekletilerek sifon çekilmelidir.

Konutlarda ve diğer ortak yaşam alanlarında, sıhhi tesisatın doğru ekipmanlar ile donatılmış olmasına ve sorunsuz çalıştığına dikkat edilmelidir. Banyo, tuvalet, mutfak ve yıkama yapılan alanlardan gelen kötü kokuların kaynağı araştırılmalı koku kaynağının sorunları giderilmelidir. Banyo, mutfak, vb. tüm su teçhizatlarının çalışan bir U-dirseği olduğu kontrol edilmelidir. U-dirseklerde su kaybını önlemek için tesisatta bulunan musluklar, sabah ve akşam olmak üzere günde en az iki kez beş saniye açılmalıdır. Atıksu borularında kaçak, çatlak, vb. tespit edilerek onarılmalı, kanalizasyon sistemi dışına yayılması engellenmelidir.”

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin ve web portallarının editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Atıksu yönetimi

Balıkesir’de 20 milyon euroluk atık su arıtma tesisi yatırımı

Yayın Tarihi:

on

Yazar:

Balıkesir’in Bandırma ilçesinde 20 milyon euroluk yatırımla yeni bir atık su arıtma tesisi kurulacak.

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce yürütülen, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresinin (BASKİ) nihai faydalanıcısı olduğu “Bandırma Entegre Su Projesi” çerçevesinde inşa edilecek Bandırma Atık Su Arıtma Tesisi’nin tanıtım toplantısı ilçede bir otelde yapıldı.

AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Bülent Üncü, toplantıda yaptığı konuşmada, tesisin Marmara Denizi ve Bandırma için önemine dikkati çekti. Üncü, AB ile ulusal paylarla da finanse ettikleri 20 milyon euroluk büyük bir projeye başladıklarını belirterek “Atık su arıtma olarak startını vereceğiz. Açıkçası, Batı Anadolu’da yürüttüğümüz tek projemiz. Doğu ve Güneydoğu’daki projelerimizin dışında Bandırma’ya ve özellikle Marmara Bölgesi’ne yapacağı katkıyı da çok önemsiyoruz.” dedi.

Türkiye’nin çevre altyapısına destek sağlayan, 2007’den bu yana devam eden Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Programı’ndan bugüne kadar hibe olarak 1 milyar eurodan fazla kaynak kullandıklarını bildiren Üncü, yurt genelinde 50 proje için belediyelerin, bakanlıkların katkılarıyla 11-12 milyar euroyu bulan önemli bir yatırımın hayata geçirildiğini aktardı. Söz konusu yatırımların detaylarına değinen Üncü, “Bu yardımlar sayesinde 38’i arıtma tesisi, 7’si su temini projesi, 5’i katı atık, 1500-1600 kilometrelik içme suyu hattı, 1200-1300 kilometrelik atık su kolektör hattını gerçekleştirdik.” diye konuştu.

“2023’e kadar Bandırma’nın içinde iş makineleri hep çalışacak”

AK Parti Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı ise farklı siyasi partilerin kadroları tarafından yönetilmesine rağmen Balıkesir Büyükşehir ve Bandırma belediyelerinin birlikteliği sayesinde bu tesis için güzel bir tablo oluştuğunu vurguladı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz da 2019’da 20 ilçe ile katılımcı belediyecilik paydasında buluştuklarını dile getirdi. Arıtma tesisi yatırımının önemine değinen Yılmaz, “Şehrin ana arterlerindeki organizasyonu, yön değiştirmelerini yapacağız. Su borularını değiştirip arıtmanın yönüne doğru götüreceğiz, yağmur suyu hatlarını denize vereceğiz. 2023’e kadar Bandırma’nın içinde iş makineleri hep çalışacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Projeyle bölgedeki doğal kaynakların korunması, deniz kirliliğinin önlenmesi ve sağlıklı içme suyunun yaygınlaştırılması hedefleniyor. Ayrıca, Marmara Denizi’nin kıyı bölgelerindeki müsilaj (deniz salyası) oluşumu önemli oranda azaltılarak ekosistemin sürdürülebilir bir şekilde korunmasına doğrudan katkı sağlanacak.

Toplantıya, Bandırma Belediye Başkanı Tolga Tosun, BASKİ Genel Müdürü İzzet Günal ile proje yetkilileri katıldı.

Devamını Oku

SU VE ATIKSU YÖNETİMİ

Escon Enerji Katar’da deniz suyunu yüzde 45 daha az enerji harcayarak arıtan sistem kurdu

Yayın Tarihi:

on

Yazar:

deniz suyu arıtma sistemi

Türk şirketi ESCON Enerji, Katar Çevre ve Enerji Araştırma Enstitüsü için geleneksel yöntemlere göre yüzde 45 daha az enerji harcayarak deniz suyunu arıtan bir sistem kurdu. “Absorbsiyonlu ısı pompasıyla verimi artırılmış çok kademeli distilasyon sistemi” projesi, birim su maliyetini de yüzde 30 azaltıyor. ESCON Enerji Genel Müdürü Onur Ünlü, “10 yıldan daha kısa bir süre içerisinde dünyada su kıtlığının yüzde 40’a kadar yükselmesi bekleniyor. Bu nedenle kaynakları doğru kullanmak ve enerji tüketimimizi azaltmak için bu gibi yüksek teknolojileri kullanmak zorundayız” dedi.

Türkiye’nin ilk enerji hizmet şirketi ESCON Enerji, yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da yenilikçi projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. ESCON Enerji bu kapsamda Katar’da deniz suyunu geleneksel yöntemlere göre daha az enerji harcayarak arıtan bir sistem kurdu. Hamad Bin Khalifa Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Katar Çevre ve Enerji Araştırma Enstitüsü (QEERI) için kurulan absorbsiyonlu ısı pompasıyla verimi artırılmış çok kademeli distilasyon sistemi (MED-ABS), enerji geri kazanımıyla birlikte maliyet avantajı da sağlıyor.

Türk şirketi ESCON, 10 ayda tamamladığı projenin ilk etabında sistemin simülasyonlarını oluşturup, hesaplamalarını yaptı. Bu veriler ışığında seçilip tasarlanan ekipmanların üretimi gerçekleştirildi. Sistem, senkron çalışması için otomasyon ve kontrol algoritmalarının tasarlanmasının ardından tesis sahasında devreye alındı.

Proje hakkında bilgi veren ESCON Enerji Genel Müdürü Onur Ünlü, “Sistemi kurduğumuz tesis, Katar’ın Dukhan şehrindeki sahilde yer alıyor. Bu bölgede yoğunluğu yüksek olan deniz suyunu tuzdan arındırmak için geçmişte kullanılan geleneksel yöntemler 12 kWh/m3 enerji gerektiriyordu. Kurduğumuz sistem ile bunu 4,5 kWh/m3 enerjiye kadar düşürdük. Bu sistem, geleneksel termal buhar sıkıştırma (MED-TVC) teknolojisine kıyasla yüzde 40 daha az ısıtma buharı tüketimi ve yüzde 55 daha düşük pompalama gücü gerektiriyor. Yani geleneksel yöntemlere göre yüzde 45 daha az enerji ile deniz suyunun arıtılmasını sağlıyor. Sistem aynı zamanda birim su maliyetini de yüzde 30 azaltıyor” dedi.

Ünlü, sistemin diğer avantajlarını ise şöyle sıraladı; “Kurduğumuz sistem düşük sıcaklıktaki bir ısı kaynağı ile çalışabildiği için gerek proses atık ısısı gerek motor soğutma ısısı gerekse de termal solar enerji ile kullanılabiliyor. Termal saflaştırma sistemleri, filtrelerin hassas olduğu yağ gibi sudaki yabancı maddelerden etkileniyor. Bununla birlikte filtrasyon sistemlerinin aksine yoğun tuzluluk saflaştırma performansında da bir değişikliğe sebep olmuyor.”

“Su kaynaklarını korumak için yüksek teknoloji kullanmalıyız”

Dünyanın su kıtlığı tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Onur Ünlü, “UNESCO tarafından yayımlanan Dünya Su Raporu’na göre su kıtlığı 2030 yılına kadar yüzde 40’a kadar yükselecek. Diğer taraftan fosil yakıtlar, sular da dahil olmak üzere gezegenimize geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Bunların önüne geçmek için kaynaklarımızı doğru kullanmalı, enerji tüketimimizi azaltmalı ve yenilenebilir enerjiye odaklanmalıyız. Bunun için de yüksek teknoloji içeren sistemleri kullanmak, hibrit teknikleri keşfetmek zorundayız. Biz de bu kapsamda ESCON olarak, MED-ABS ve farklı saflaştırma yöntemlerine yönelik araştırma-geliştirme faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Deniz suyunun yanı sıra endüstriyel atık suların geri kazanımı ve saflaştırılmasına yönelik yenilikçi çözümlerimizle de yaklaşmakta olan su problemine çözüm sunabilmek için hazırlıklarımıza devam ediyoruz” diye konuştu.

Devamını Oku

Kirlilik Kontrolü / Geri dönüşüm

İTÜ’den müsilaj sorununa yönelik 10 çözüm önerisi

Yayın Tarihi:

on

Yazar:

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) bir grup bilim insanı, Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilaj (deniz salyası) sorununa ilişkin tespitleri ve olası çözümleri içeren teknik bir değerlendirme raporu açıkladı. 

İTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. İsmail Koyuncu, Prof. Dr. İzzet Öztürk, Prof. Dr. Mustafa Yanalak, Prof. Dr. Özcan Arslan, Doç. Dr. Ebru Dülekgürgen, Doç. Dr. Mustafa Evren Erşahin ve Dr. Öğr. Üyesi Türker Türken’in müsilaj sorununa ilişkin görüş ve öneriler yer alıyor.

Müsilaj oluşumu ve sebep olduğu zararlarla ilgili analiz modellerinin de yer aldığı raporda, İTÜ Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama Merkezi (UHUZAM) tarafından sağlanan uydu görüntülerine de yer veriliyor.

Teknik raporda müsilaj sorununun nedenleri ortaya konuyor

Güncel verilerine göre, Marmara Denizi havzasındaki belediye atıksularının %53’ü mekanik arıtma, %42’si ileri biyolojik (C, N, P giderimle) arıtma, %5’i ise biyolojik (C, kısmi N, P giderimli) arıtma sonrası denize deşarj edilmektedir. 

Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nda yürütülen modelleme çalışmaları sonuçlarına göre, Marmara’da ötrofikasyon kontrolü ve alt tabakadaki çözünmüş oksijen seviyesinin daha da kötüye gitmesinin önlenmesi; diğer bir deyişle, alıcı ortamın yüzme su sporları ve balıkçılık gibi amaçlarla kullanımının sağlanması için, başta İstanbul olmak üzere Marmara’ya yapılacak bütün noktasal atıksu deşarjları öncesi biyolojik C, N ve P giderimli arıtma uygulanması önerilmektedir. 

Son 10 yılda başta İstanbul, İzmit ve Bursa olmak üzere Marmara’ya yapılan kentsel ve endüstriyel atıksu deşarjları öncesi biyolojik N ve P giderimli arıtma uygulamaları hız kazanmıştır. Söz konusu uygulamaların sonucu olarak özellikle Haliç, İzmit ve Gemlik Körfezlerinde belirgin su kalitesi iyileşmeleri sağlanmış ve biyo-çeşitlilik artmıştır. Ancak Yenikapı, Kadıköy, Küçükçekmece ve Büyükçekmece Ön Arıtma Tesisleri çıkış sularının deşarj edildiği Büyükçekmece Baba Burnu ~ Tuzla Yarımadası aksı kuzeyi ile su alışverişinin sınırlı olduğu İzmit Körfezi doğu bölgesinde alt tabakadaki çözünmüş oksijen seviyelerinin < 2 mg/L olduğu gözlenmektedir.

10 maddede müsilaj sorununa çözüm önerileri

  1. Marmara Denizi’ni, Boğazları ve deniz bağlantılarını içine alan Marmara Havzası bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.
  2. Marmara Denizi’nde müsilaj oluşum süreçlerini arttıran kirletici yüklerinin azaltılması için disiplinlerarası bilimsel temelli bir yaklaşım uygulanmalı ve üniversite-kamu-sanayi-özel sektör-STK işbirlikleri geliştirilmelidir. 
  3. İleri Biyolojik AAT çıkış sularının azami oranda kentsel yeşil alanların (varsa tarım alanlarının) sulamasında ve/veya endüstride kullanılarak, Marmara’ya verilen atıksu miktarının azaltılması sağlanmalıdır.
  4. Atıksu arıtma tesislerinde geri kazanıma öncelik verilmelidir. Bu kapsamda yenilikçi, az yer kaplayan ve enerji verimliliği yüksek atıksu arıtma proseslerinin uygulanmasına geçilmelidir. 
  5. OSB ve tekil sanayi tesislerinin etkin izleme ve denetimlerle öncelikli ve tehlikeli maddeleri belediye kanal şebekesine deşarj etmeleri önlenmelidir. 
  6. Marmara Denizi üst tabakasında ekolojik şartların oluşumu desteklenmelidir. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi arasındaki balık göçüyle balık sığınma/yumurtlama alanları korunarak bu bölgelerin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. 
  7. Su kalitesi sürekli takip edilmeli, evsel ve endüstriyel AAT deşarjlarının izleme, denetim ve yaptırım kapasitelerinin geliştirilerek, standartlara uygun olarak işletilmeyen tesislere caydırıcı yaptırımların uygulanması ile izleme verilerinin paylaşımı sağlanmalıdır.
  8. İleri biyolojik atıksu arıtma tesislerinin işletiminin, uzman özel sektör firmalarınca, asgari 8-10 yıllık sözleşmelere dayalı olarak işletilmeleri yaygınlaştırılmalıdır.
  9. Özellikle müsilaj ve kirlenmenin izlenmesi için farklı mekânsal ve zamansal çözünürlüklerde uydu görüntüleri temin edilmelidir. Aktif uydu sistemleri incelenerek çalışmalara entegre edilmelidir. 
  10. Marmara Denizi ve Havzası için karar destek sistemi olarak da hizmet edecek dinamik bir Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) kurulmalıdır. Marmara Denizi ve etkileşimde olduğu alanlar hakkında sürekli olarak güncel bilgi üretilmeli, bu alanlardaki yapılaşma ve meydana gelen değişim belirlenmeli ve Marmara Denizi ekosistemine olan etkiler ortaya konulmalıdır.
Devamını Oku
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com