Connect with us

Vanalar

Vana – otomasyon serüveni

Yayın Tarihi:

on

Bilâl Aydemir, Makine Mühendisi (Ar-Ge Departmanı), Duyar Vana Makine Sanayi A.Ş.

İnsanoğlunun tarihsel serüveni ve yolculuğu her ne kadar sürprizler, acılar, savaşlar ve var olma mücadelesiyle dolu olsa da değişmeyen tek şey hayatını idame etmek için gösterilen gayret olmuştur. Bu gayretin temelini bugün de olduğu gibi “su” oluşturmaktadır. Piramitleriyle ünlü Eski Mısır medeniyeti gücünü Nil nehrinden almıştır, günümüzde varlığı devam etmeyen birçok ulus suyun gücüyle medeniyet kurabilmişken yok olma sebebi ise yine “su” yani suyu kaybetmeleri olmuştur. Biz Türklerin dahi Orta Asya’dan Mezopotamya’ya hatta dünyanın birçok yerine olan yolculuğunun temelinde yine su yok mu?

Medeniyetin suya ulaşma yolculuğunda su, insanı sürekli kendine çekti. Oğuz Kağan, destanında 700’lü yıllarda suyu, denizi işaret etmiştir. Osmanlı’nın Akdeniz’e, Karadeniz’e, Marmara’ya ulaşması da dedelerinin bu hayalini gerçekleştirme yolculuğudur. Oğuz Kağan dedemiz daha deniz, daha müren*… diye 700’lü yıllarda suyu hedef göstermiştir.  Suya ulaşma ve su sevdasıdır Türkleri Orta Asya’dan çıkaran, Anadolu’ya, Akdeniz’e, Marmara’ya ulaştıran. Tarihin birçok döneminde olduğu gibi Osmanlı döneminde de İstanbul başta olmak üzere birçok yere su kemerleri inşa edilerek bir nevi suya yön verilmiş, böylece medeniyetin ve refahın devamı sağlanabilmiştir.

Biz Ademoğlunun su ile “duygusal” mücadelesi bugün dünden daha dramatik ve karmaşık bir hal alarak artmıştır. Suyun kaldırma gücü ile geçmişte/günümüzde gemilerimizi rahatça yüzdürürken gelişen teknoloji ile suyu çok daha farklı şekilde kullanabiliyoruz; örneğin, su jetleri ile çeliği mükemmel bir hassasiyetle kesebilmekteyiz. Isınmak için ihtiyacımız olan enerjiyi su ile taşırken yine bir güç üretecinin ürettiği atık ısıyı su ile ortamdan uzaklaştırmaktayız (bu atık enerjiyi faydalı iş olarak kullanmanın yolları sürekli aranmalı!). Suyun gücünden, nimetlerinden bu denli yararlanan insanoğlu suyu kontrol etmek için farklı cihazlar ve yöntemler geliştirmiştir. Vana dediğimiz cihaz grubu ise suyu/havayı kontrol etmek için geliştirilen ana ürün gruplarından sadece bir tanesi.

Vanalar, insanoğlunun başta su ve hava olmak üzere, çeşitli akışkanlara hükmetmek, bu akışkanların; geçişini veya durdurulmasını sağlamak, debisini ayarlamak, geri dönüşünü engellemek, akış yönünü değiştirmek, akış basıncını sınırlamak ve akış emniyetini sağlamak gibi amaçlara ulaşmak için kullanılan mekanik yönsel cihazlardır.

Diğer bir tanımlama ile vana; akışkanlara yol veren, onları durduran, karıştıran veya akışkanın yönünü ve/veya miktarını, basınç veya sıcaklığını değiştirebilen bir cihazdır.

Vanalar, borulama-proses armatürleri içinde ağırlıklı bir yer tutarlar. Günümüzde geniş bir yelpazede; basit açma, kapama musluklarından, aşırı karmaşık servo sistemlere uzanan ve akışkanların kontrolü için kullanılan çok fazla sayıda vana mevcuttur. Bunlar; uzay uygulamalarında kullanılan çok küçük ölçme vanalarından, çapı metrelerle, ağırlığı tonlarla ifade edilen boru hattı vanalarına kadar değişiklik gösterebilmektedir. Değişik amaçlı kullanımlarda, kontrol edilen akışkan; bilinen sıvılar, gazlar, buharlar, radyoaktif malzeme olabileceği gibi, katı partiküller içeren sıvılar ve gazlar da olabilir. Hatta çimento, un gibi katı tozlar da akışkan olarak dikkate alınabilir. Vanalar; vakum bölgesinden, 7000 bar ve üzerindeki basınçlara, -2000C soğuktan, ergimiş metal sıcaklıklarına kadar kullanılabilmektedir. Ömürlerine gelince; sadece bir kere açma/kapama yapabilecek vanalar olduğu gibi, bakım ve onarım gerektirmeden binlerce kere açma/kapama yapması beklenen vanalar da vardır.

Havacılık, madencilik, nükleer santral, denizaltı ve gemicilik alanlarındaki ilerleme vanalara olan bakış açısını bir hayli değiştirmiş durumda. Örneğin madencilik sektöründe yerin yüzlerce metre altındaki bir vanayı uzaktan kontrol edebilmek elzemken denizaltı sektöründe vananın çok yüksek basınçlara dayanım göstermesi beklenmekte, bunu yanında bir nükleer santralde kullanılan vanaya uzaktan kontrolün elzemliğinin yanında yüksek sızdırmazlık ve basınç-sıcaklık dayanımı da gerekmektedir. Aynı şekilde bir uçakta kullanılan vanada da benzer özellikler baş göstermektedir. Üstüne üstlük tüm bunlara ilaveten negatif yöndeki sıcaklık ve basınç dayanımları da eklenince sektör çalışanları olarak bizlerin önünde yol almamız gereken koca bir yol görünmekte.

Dünyamızı son yıllarda apayrı bir rüyaya sürükleyen dijital dönüşüm ile beraber gelen akıllı ev, konut, ofis, yangın kontrol vb. beklentileri karşılamak için yine vanalara ciddi bir iş yükü düşmekte.

Duyar ailesi olarak tüm bu değişimleri oldukça yakından takip edip değerlendirmekteyiz. En optimum-verimli atılımlarla ihtiyaç duyulan alanlara dönük çözümler gerçekleştirmekteyiz.

Bilgi çağında olduğumuz bugün her bilgiye kolayca ulaşabilmemize rağmen maalesef bilgiyi hayata geçirme konusunda, dünyanın geri kalanı gibi, elbetteki sorunlar çıkmakta ve bizler de bu sorunların üstesinden gelmek için çaba harcıyoruz. Söz, günümüz mühendislerinin çabasına gelmişken, akışkan kontrolündeki en temel kavram olan debi üzerindeki ilk sayılabilecek bilimsel çalışmaya değinmeden olmaz sanırım. Bunun için 22 Eylül 1791’de İngiltere’nin Outhgill kasabasının demircisi James ile bir çiftçi kızı Margaret Hastwell çiftinin (evlilikleri 1786) dört çocuğundan üçüncüsü olarak London Bridge’e yakın Newington Butts’da dünyaya gelen Michael Faraday’ın 1832 yılında Thames Nehri’nde gerçekleştirdiği deneye bir göz atalım.

Bilindiği üzere manyetik debimetrelerde kullanılan prensip Faraday’a dayanmaktadır. (B) manyetik alanına dik olarak (V) hızıyla hareket eden (Q) elektrik yükü, (F) kuvveti tarafından etkilenir.

F=QxVxB    (1)

Pozitif ve negatif yüklerin her ikisi de var olduğunda bu kuvvet, yüklerin ayrılmasına neden olur ve bu kuvvet, (E) elektrostatik kuvveti ile dengelenir.

F=QxE      (2)

1 ve 2 eşitlikleri Faraday’ın indüksiyon yasasını temsil eder

E=VxB

Bu yasa şu şekilde formüle edilebilir: (L) uzunluğundaki bir elektrik iletken, (V) hızı ile (B) manyetik alanının akış hatlarına dik olarak hareket ederse, iletkenin iki ucu arasında Ui   gerilimi indüklenir.

Ui = BxLxV

B: Manyetik indüksiyon

L: İletken uzunluğu

V: Hareket eden iletkenin hızı

Elektrik iletkeni çubuğu içinden iletken sıvı geçen bir boru ile yer değiştirdiğimizde manyetik alana dik düzlemde sıvı boyunca bir gerilim üretilecektir ve gerilim akış hızı boyunca orantılı olacaktır. Debi ölçüm teorisi şu şekilde şematize edilebilir:

Ui: İndüklenen voltaj

B: Manyetik indüksiyon

Di: Boru iç çapı

V: Ortalama akış hızı

Sıvı ile temas eden iki elektrot yerleştirilerek oluşan gerilim ölçülür. Elektrotlar, elektriksel olarak yalıtılmış bir boruya, (B) manyetik alanına dik olacak şekilde yerleştirilirler.

Ui elektrot voltajı manyetik alan ve akış hızı ile orantılıdır. Ancak sensörlerin kalibrasyonunun yapıldığı akış profili ile ölçümün yapıldığı akış profili arasında büyük farklar olduğunda alınan ölçüm değerleri hatalı olabilir. Genelde iyi tanımlanmış bir akış profili sağlamak için, ölçüm noktasından önce ve sonra belirli uzunlukta düz boru olması gerekir. Düz boru uzunluğu da dirsek, valf vs. gibi akımı bozucu elemanlara bağlıdır. Uygulamada düz boru uzunluğu; girişte 5xDi (iç çap) ve çıkışta 3xDi olarak hesaplanır.

ISO/TR 6817- 1980E standardına göre elektromanyetik debimetrenin yapısı şu şekildedir:

Prensip olarak açıkladığımız Faraday’ın kendisine ait olan bu teoriyi kendisi doğrulamak için 1832 yılında Thames nehrinde şöyle bir deney yaptı:

Yeryüzü sabit bir manyetik alan ürettiğinden, Faraday iki elektrot yerleştirip bunlar arasındaki voltajı ölçmenin yeterli olacağını düşündü. Ancak deney bu aşamada başarısız oldu. Faraday önemli bir pratik problem ile karşılaştı: Metal elektrot ile su arasında, şekildeki gibi bir elektrokimyasal voltaj oluşmaktaydı.

Debiye bağlı voltaj (Ui) ve elektrokimyasal voltajın (Uec) her ikisi de D.C. Voltaj olduğundan bunları birbirinden ayırmak imkânsızdır.

Faraday, elektrokimyasal voltaj sorununa bir çözüm buldu, akışkanın geçtiği boru etrafına manyetik bir bobin koydu ve bu bobini sinüzoidal bir manyetik alan oluşturan A.C. Voltaj ile besledi. Buna göre debi ile orantılı voltaj şekildeki gibi sinüzoidal olacaktı.

Sonuçta debi ile orantılı voltajı elektro kimyasal voltajdan ayırma olanağı sağlandı. Manyetik bobini A.C. Akımı ile beslemek elektrokimyasal hata voltajını yok etmişti ancak diğer bir hataya yani transformatik voltaja yol açmıştı.

Manyetik bobin ve elektrot kabloları bir transformatör oluşturur. Bunun sonucunda debi sinyali (Ui) ile 900 faz değiştirmiş bir hata voltajı oluşur. Diğer yandan, elektrik hattındaki salınımlar ölçme sinyaline etkirler. Üstüne üstlük 50 Hz’lik sinyal voltajı diğer elektrikli cihazlardan ölçme sinyaline etkiyen gürültüler (noise) yaratır…

1832 yılında kendi teorisini ispatlamak için bizzat Faraday tarafından yapılan ilk deney ve iyileştirmeler 186 yıllık hikâyesi süresince devam etti ve karşılaşılan her problem tek tek çözülerek günümüze gelindi. Hâlâ bu konudaki iyileştirmeler insanoğlunun ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmek için devam etmekte. Bir nevi medeniyetin gücü denilen bilgi duvarını tek tek tuğlalar koyarak yükseltmenin ne kadar önemli olduğu bu örnek ile apaçık görülmekte.

Bu hikâye biz gibi teknolojiyi yakalama gayreti gösteren ülkelerin sihirli değnek arama gayretlerinin ne denli saçma olduğunun çok net bir göstergesidir. Teknolojik ilerlemenin daha anlamlı ve mümkün olabilmesi için bilgiye daha fazla değer verilmeli ve bu işlerle uğraşanların mümkün olduğunca “bence” ile başlayan cümlelerden kaçınmaları gerekir…

53 yıllık serüveni boyunca her gün yeni bir tuğla ile örüp yükselttiği bilgi duvarı ve hafızasını daha da büyütüp derinleştiren Duyar Vana, gelecekte daha saygın ve vurucu çalışmalarıyla varlığını daha etkili bir şekilde sürdürecektir. Duyar Vana’nın insanlık, bilim dünyası ve ülkemiz için nice güzel çalışmalar yapması dileğiyle…

Not: Bu yazıyı okuyanların tek kelime ile “okudum” notunu veya varsa görüş ve önerilerini e-posta (bilal.aydemir@duyarvana.com.tr) ya da mesaj ile bildirmelerini rica ederim.

Kaynaklar

  1. Gülbaz, Y. K., Endüstriyel Ölçme ve Kontrol, (1994), İstanbul, İ.T.Ü.
  2. http://www.tesisat.org/vanalar-ve-vana-secimi-ile-ilgili-hesaplar.html
  3. Topçu R.A., Su Medeniyettir, Medeniyet Su ile Yeşerir, (2016), İstanbul, Adell.

* Müren: Akarsu, dere, ırmak.

Türkiye endüstrisine, alana özel, spesifik yayınlar üreten MONETA Tanıtım’ın sektörel dergilerinin editörlüğünü yapmaktayım. Yeni nesil, dinamik yayıncılık anlayışıyla, dijital ve basılı mecralarda içerik geliştirmek için çalışmaktayız.

Vanalar

Yangına yalın çözüm: Manifold

Yayın Tarihi:

on

Bilâl Aydemir, Duyar Vana / Ar-Ge / Makine Mühendisi

Manifold Türkçeye dallanma, borular takımı, dağıtıcı, kolektör, branşman, çoğaltmak, çok katmanlı (matematikte), düzenek (biyokimyada) şeklinde çevrilmektedir. Manifold denince bugün sokakta daha çok otomotiv sektörü için kullanılan emme manifoldu ve egzoz manifoldu kelimelerini duyarız ve bu şekilde arabalara olan ilginin bir nevi teknik boyuta taşındığı izlenimi verilmeye çalışılır. Mekanik tesisat ve inşaat sektöründe manifoldla aynı anlama gelen kolektör kelimesi daha çok kullanılır. Kolektör, Fransızcadaki “collectuer” kelimesinden gelmektedir ve her ne kadar toplaç anlamına gelse de yaygın olarak giriş kolektörü akışkanın dağıtımını, çıkış kolektörü ise toplanmasını sağlayan elemanlar seklinde adlandırılmaktadır.

Manifold sistemleri akışın olduğu birçok endüstriyel proseste geniş yer bulur. Bunlar içinde kimya, biyomedikal, makina, inşaat ve çevre mühendisliği prosesleri bulunur. Manifold, esasında bir borudan birden fazla çıkış alacak şekilde ve ihtiyaca göre tasarlanan bir boru demetinden başka bir şey değil. Akış yönüne göre birden fazla çıkış veya girişi olan bu boru demeti bize akışkanı yönlendirmekte, toplamakta ve dağıtmada ciddi bir pratiklik ve kolaylık sağlamaktadır. Kullanım yerine göre manifoldun malzemesi, cidar kalınlığı, geometrisi ve çapı doğal olarak değişmektedir. Kanatlı borulu ısı değiştiricisinde kolektör malzemesi bakır ya da çelik olabilirken, emme-egzoz manifoldu, mekanik tesisat kolektörü malzemeleri dökme demir, alüminyum, çelik, bakır, pirinç, nikel vb. metal malzemeler (veya kaplamalı) olabilmektedir. Bir mühendislik prosesesi için tasarlanan manifold her ne geometride tasarlanırsa tasarlansın akış dağılım homojenitesi, verimliliği, sürekliliği ve lineerliği en temel parametrelerdir (eğer türbülanslı akış amaçlanmıyorsa- nadir durum).

Kolektör yani boru demeti konusu böyle uzayıp gidiyor, peki döküm sürecinden başlayıp boya işlemine kadar bir ürünün üretilmesi için her yeteneğe sahip olan Duyar Vanada kolektör kelimesi neye karşılık geliyor?

Bir ana borudan adeta branşman alınarak şekillendirilip ve her bir çıkıntıya farklı görevler yüklenerek ürün tasarlanması esasında çok pratik ve zekice bir yaklaşım. Zekice diyorum çünkü bir tasarımın basit olması en büyük güçtür! Ve kolektör mantığı da bu basitliğe son derece uygun.

Son zamanlarda yangın ürünleriyle daha farklı bir şekilde ön plana çıkan Duyar Vana bu konudaki ürün yelpazesini çeşitlendirmektedir; son ürünlerinden bir tanesi Riser Manifold. Bu ürün sayesinde bir yangın tesisatı için gerekli olan test- drenaj vanası, akış anahtarı, manometre, basınç tahliye vanası bileşenleri tek bir aparat üzerinde toplanmakta. Bu sayede bir yangın tesisatı tasarımında oluşabilecek -ki bu da işletme problemini beraberinde getirebilir- hatanın daha en başından önüne geçilmekte (doğru çalışan proje işletme açısından doğru ya da pratik değilse esas itibariyle o proje yeteri kadar doğru değil demektir). 

Devamını Oku

Vanalar

Leon Teknik’ten Crane Centerline Series RS Tip Kelebek Vanalar

Yayın Tarihi:

on

Özel Proses uygulamalarında teknik üstünlükleri ile tercih edilen Crane CENTERLINE Series RS Tip Kelebek Vanalar Concentric (eşmerkezli) tasarımı ile kullanıcılarına geniş bir yelpazede çözümler sunmaktadır.

Özel Sırt Destekli Yatak Tasarımı ile %100 VACUUM – PROOF olan bu özel Kelebek Vanalar, vakumun proses içerisinde önemli bir yer tuttuğu Şeker Fabrikalarında kendini 30 yıldan fazla bir süredir ispatlamış ve kullanıcılarının yüksek memnuniyetini sağlamıştır.
Aynı şekilde vakumun etkin olduğu Dökümcülük, Endüstriyel Fırınlar, Boyahaneler, Arıtma Tesisleri, Elektrik Santralleri gibi sektör ve uygulamalarda yaygın kullanımı vardır.

TASARIM
Eş Merkezli (Concentric) ve Özel Sırt (Back-up ring) Destekli Yatak Tasarımı
(%100 Vakum Altında Çalışabilme)

ÖLÇÜLER
DN40-DN1400 (2”-56”)
BASINÇ SINIFI
PN6 – PN10 – PN16 / ANSI Class 150 / API609

SICAKLIK ARALIĞI
-20°C ile 150°C arası
GÖVDE MALZEMESİ
Döküm Demir (GG25) / Sfero Döküm (GGG40)

GÖVDE TİPİ
Wafer / Lug / Çift Flanşlı (DN700 ve üstü çaplar)
YATAK MALZEMESİ
EPDM / EPDM-H / / EPDM-FDA / Buna-N (Nitrile) / HNBR / Viton (FPM) / Viton GF (FPM 0677)

DİSK MALZEMESİ
Sfero Döküm (GGG40) Nikel Kaplı / Paslanmaz Çelik SS 316 / Hastelloy / Duplex / ECTFE (Halar) / Hostalen – Gur

ÇALIŞTIRMA
Manuel El Kumandalı / Dişli Kutulu / Pnömatik Aktüatörlü (REVO) / Elektrik Motorlu (AUMA)

KALİTE ONAYLARI
EN / ISO9001 / KTW (İçme Suyu) / FDA / DVGW – Gas / Bureau Veritas / CE / PED97/23/EC / ATEX 94/9/EC

UYGULAMALAR
Şeker / Baca Gazı Desülfürizasyonu (FGD) / Kâğıt / Doğalgaz – LPG / Kimya / Petrokimya / Deniz Suyu / Vakum Hatları

Devamını Oku

Vanalar

Mühendis gözüyle glob vana (çalışma, üretim ve bakım)

Yayın Tarihi:

on

Yasin Kartal
Makine Mühendisi (Ar-Ge Departmanı)
Duyar Vana Makine Sanayi AŞ

Çalışma şekli

Glob vanalar; bir milin ucuna bağlı klapenin, akışkan geçiş deliğinin üstüne oturtulması veya kaldırılması ile akışkan geçişini kesip, açarak görevlerini yerine getirirler. Klapeler, normalde kalın bir disk şeklindedir. Glob vanalar klape-mil bağlantı şekline göre kumandalı çekvalf veya yaylı çekvalf olarak da üretilebilir. 

Üretimi

Gövde, kapak, mil ve klape olmak üzere dört ana parçadan oluşur. Bu ana parçaların haricinde sızdırmazlık elemanları (klingrit veya grafit), bağlantı parçaları, volan vb. yardımcı malzemeler de bulunur. Üç farklı gövde tipi bulunmaktadır.

Bunlar;

1) Düz Geçişli (T tip): Genelde yüksek basınç kayıpları söz konusudur. Her ne kadar adı düz geçişli olsa da bu, sadece tesisata bağlantı için geçerlidir. Vana içinde akışkan bir “S” çizerek yol alır.

2) Köşe: Tesisat köşe noktaları için avantaj sağlarlar.

3) Y- tip: Basınç kayıpları yaklaşık yarı yarıya azaltılmıştır. KV değeri artmıştır. Vana içinde akışkan kalıntısı kalma riski daha azdır. Ancak, strok daha uzundur.

 

Klapenin sızdırmazlığı sağlayacak karşı parçası olan sit hassas işlenmelidir. Sitin gövdeye montajı üç farklı şekilde olur.

Bunlar;

  1. Vidalama yöntemi: Hem gövdeye hem de site diş çekilerek birbirlerine bağlanması yöntemidir.
  2. Sıvama yöntemi: Gövdeye kanal açılıp, site fatura yapılarak harici bir kuvvetle bu iki parçanın birleştirilmesidir.
  3. Sıkı geçme yöntemi: Gövdede bulunan yatağın sitin ölçüsünden 0.3 mm kadar daha düşük yapılarak harici kuvvetle sıkı geçmesidir.

Bu üç yöntem arasında mukavemet ve uzun süreli kullanım nedeniyle vidalama yöntemi daha uygundur.

Glob vanaların üretiminde strok mesafesi de önemli bir noktadır. Özellikle yaylı çekvalflerde klapenin açılabileceği maksimum mesafe akış için önemli bir faktördür. Bu mesafe doğru hesaplanmadığı takdirde istenilen akış gerçekleşmeyecektir.

Sitin ve klapenin işlenmesi esnasında hassas yüzey işlemesi yapılıp, daha sonra lepleme yöntemi ile sızdırmazlığa uygun düzeye getirilmelidir. (Şekil 1 ve 2). Sit ve klapenin yüzey kalitesi maksimum 0,1µm Ra değerinde olmalıdır.

Sit malzemesi

Paslanmaz çelik veya bronz olabilir.

Sızdırmazlık elemanı

Sızdırmazlık elemanı olarak grafit conta veya klingrit conta kullanılmalıdır. Bu malzemelerin ortak özelliği yüksek sıcaklıklara karşı dayanımlarının yüksek olmasıdır. Bu nedenle bu contaların kullanılması daha uygun olacaktır.

Üstünlükleri

– Hassas akış kontrolü sağlarlar.

– Klapenin, sit ile sürtünmesiz, oturarak teması ile iyi bir sızdırmazlık sağlanır. 

– Sızdırmazlık elemanları metal olduğu için (metal&metal sızdırmazlığı) yüksek sıcaklıklarda kullanıma uygundur.

-Sit ve klape arasında sürtünme olmadığı için çok sık ve çok sayıda açılıp, kapanmaya uygundurlar.

Zayıf yönleri

– Yapıları itibariyle basınç kayıpları fazladır.

– Ölü hacim içermektedirler.

– Vana formundan dolayı içinde kalıntılar birikebilir.

– Akış, sadece vana üstünde belirtilmiş yönde mümkündür. İki yönlü çalışmaya uygun değildir. Tek yönlü vanalardır.

Akışkan cinsi

Temiz, nötr veya agresif sıvı, gaz akışkanlar.

Akış yönü

Belirtilmiştir. Aksi yönde akış doğru değildir.

Kullanım yerleri

Sıcak ve Soğuk Su Tesisatları, Buhar Tesisatları, Kızgın Yağ Tesisatları, Petrokimya Tesisleri vb.

Tahrik şekli

El ile, motorlu aktüatörler ile, kısa stroklularda mıknatıslanma ile (Solenoid valfler). 

Anma ölçüleri

DN 15’ten DN 400’e kadar olabilmektedir. 

Anma basıncı

PN 300’e kadar çıkılabilmektedir. Ancak, genelde PN 40’a kadar imal edilmektedirler. Vanalarda giriş ve çıkış basınçları arasındaki “Basınç Farkı” standartlarda (DIN 3356) bazı basınç kademe ve anma ölçülerinde anma basıncının altında verilmektedir. (Örneğin, PN 16, DN 200 Glob Vanada Basınç farkı en fazla 14 bar olabilir şeklinde verilmektedir.) Bu, anılan vananın bir ucu atmosfere açık ise vananın çalışma basıncı, anma basıncı olan 16 bar değil, ancak 14 bar olabilir anlamına gelmektedir.

Çalışma sıcaklık aralığı

Genelde –500C ve +2500C aralığı için imal edilmektedirler. 

Tesisata bağlantı şekli

Vidalı, Flanşlı, Kaynak Ağızlı

İlgili bazı mamul standartları

TS EN 13789, DIN 3356, TS 15, ANSI B16.34, BS 1873, BS 5352, BS 5152, BS 5154, BS 5160.

Uygulama örnekleri

Sızdırmanın tehlike yaratabileceği durumlarda, glob vana kullanmamız gerekiyor ise iki vanayı birbirinin peşi sıra seri olarak takabiliriz. Girişte bir kaçak söz konusu olursa, yedek bir vana sistemde hazır bulunmuş olur. Bu sistem ile basınç düşümünü de iki vanaya dağıtmış, toplam gürültü seviyesini düşürmüş oluruz. 

İşletmede dikkat edilecek hususlar

Sızdırmazlık, klape ve sit yüzeylerinin biri birinin üzerine oturmaları ile sağlandığı için, akışkanın temiz olmaması durumunda, iki yüzeyin arasına katı partiküllerin girmesi ile, öncelikle sızdırmazlık sağlanamayacak ve yüzeylerde bozulmalar olacak, kaçak başlayacaktır. Akışkanın temiz olması, filtreleme her vanada olduğu gibi, bu vanalarda da çok önemlidir.

Genel enerji tasarrufu açısından da vanaların ortama ısı kaybına yol açacak geniş yüzeyleri olduğu unutulmamalı ve ortam sıcaklığından farklı akışkanın geçtiği vanalar muhakkak izole edilmelidir.

Bu tür vanalar yapıları gereği yarı açık pozisyonda bir problem doğurmadan kalabilir. Ancak, kapanmaya çok yakın, yani vananın çok kısık tutulduğu pozisyonlarda uzun süre tutulması doğru değildir. Vananın anma ölçüsünün olması gerekenden büyük seçilmiş olduğu bu durumlarda, klape ile sit arasında bırakılmış küçük aralıkta akışkan hızı ciddi şekilde artar. Akışkanın hızlı geçişi sit ve klape yüzeyinde kılcal olarak başlayan izler bırakır. Bu izler zamanla büyür ve vana kaçırmaya başlar. Bu hızlı akış aynı zamanda yüksek gürültü anlamına gelmektedir. Ayar için kullanılacak vanalarda, tasarım debisine uygun “debi faktörü” olan vanalar seçilmelidir. Kapasitesi büyük vana seçimi, ayar kabiliyetini azaltır. Bazı durumlarda, boru anma çapından bir veya iki kademe düşük anma çaplı vanalar kullanılabilmektedir.

Bakım, onarım

Bu tür vanalarda en çok karşılaşılan sorunlar, yine sızdırmazlık yüzeylerinin aşınması ve salmastra kaçaklarıdır.

Mil salmastrasından kaçak söz konusu olduğunda, salmastra sıkıştırılarak kaçaklar önlenmelidir. Ancak vanalar tesisata bağlanmadan önce uzun süre depoda beklemiş veya sıkıştırılabilme sınırının sonuna gelmiş ise salmastralar elastikiyetlerini kaybederek, kaçırmayı önleyemez hale gelebilirler. Bu durumda onarım mümkün değildir ve salmastra yenilenmelidir.

Sızdırmazlık yüzeylerinin zarar görmüş olması sonucu onarım işi gerektiğinde, yüzeylerin taşlanması, alıştırılması gibi işlemler zorunlu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzden bu tür onarım işinin imalatçı firmada yaptırılması daha doğru olacaktır.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler